eskinkap.net

Untitled Document
Esinkap Hakkında

Proje Broşürü için tıklayın

1960-1970'ler arası gözlenen ekonomik büyümede lokomotif, doğrudan devlete dayalı genel ekonomik modeller olmuştur. 1980'lere gelindiğinde ise devlet tarafından sağlanan arza dayalı destek politikaları ile iş ortamının geliştirilmesini hedefleyen sistemler ağırlık kazanmıştır.

Özellikle 1990'lardan sonra iletişim teknolojilerindeki gelişmenin de etkisiyle, özellikle bilgi üretiminde yaşanan hızlı değişim, sınai rekabet unsurlarındaki radikal başkalaşma, üniversite-sanayi işbirliği evrimi ve bunların da tetiklediği karmaşık yapıların sonucu olarak, ulusal ya da birçok ülkenin yer aldığı bölgesel yeni teknoloji üretim ve geliştirme sistemleri; temel araştırmalardan başlayarak yayınım, ticarileştirme, etki değerlendirme, toplumsal denetim ve refaha kadar uzanan farklı bir 'bilgi değer zinciri' yaratmıştır.

Bu sistemin en temel özelliği; uygulamaya ve toplumsal refaha dayalı problemlerin tesbit edilmesinden başlayarak, çözümü, uygulanması, konuyla ilgili düzenlemelerin oluşumu ve çıktıların kullanımına ve bu sistemleri içeren ulusal politikalara kadar tüm tarafların birarada yer almasıdır.

Çıktı olarak, teknolojilerin içerdiği gömülü bilginin ulusal ya da bölgesel ölçekte edinilmesi, kritik bir büyüklüğe ulaştırılması ve yayınımı önemlidir. Böylece teknolojide dışarı bağımlılık ve bunun sürekli olması engellenmeye çalışılır ve buna bağlı şekilde, üretim yanında Araştırma-Teknoloji Geliştirme-İnovasyon (ATGİ) kültürü de edinmiş bir toplumsal yapı oluşturulması mümkün olacaktır.

Bu yaklaşım çerçevesinde doğrusal yaklaşımla biçimlenmiş, temel araştırma-uygulamalı araştırma-geliştirme aşamalarını öneren geçmişteki sistemlerin yerini artık doğrusal olmayan ve sistemik yaklaşımı benimseyen modeller almıştır.

UN-Economic and Social Council tarafından Eylül 2007 tarihinde yayınlanan bir raporda; girişte de belirtildiği gibi geleneksel inovasyon politikalarının ilk başlarda inovasyonun arz tarafını oluşturan Ar-Ge desteklerine yönelik olduğu, ancak şu anda kullanılan ikinci nesil inovasyon politikalarının ise sistem ve küme odaklı olduğu vurgulanmaktadır. Yakın zamanda gelecek olan üçüncü nesil inovasyon politikalarında diğer sektörlerde veya politik alanlarda gömülü olan bir inovasyon potansiyelinin yaratıldığının varsayılacağı belirtilmektedir.
Bunun için, büyük ve küçük tüm firmalar, Ar-Ge kurumları ve sanayi, inovasyon kümeleri arasında bağlantılar kurulmasının, yeni bağlantılar kuracak ve mevcut bağlantıları güçlendirecek kamusal politikaların tasarlanması ve uygulanmasının önemi vurgulanmaktadır.

Özellikle son dönemlerde, sürdürülebilir kalkınma politikalarıyla birlikte eko-inovasyon kavramı da çok öne çıkmış ve ulusal, bölgesel ve firma ölçeğindeki inovasyon stratejilerinde kapsamlı bir yer almaya başlamıştır.

"Bugünkü nesillerin ihtiyaçlarını, gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmelerini tehlikeye sokmaksızın karşılayabilen kalkınma" olarak tanımlanan Sürdürülebilir Kalkınma, hızla gelişen bilim, teknoloji ve sanayi ile ekonomik açıdan yaşam kalitesini yükseltirken, çevrenin kirletilmemesini ve doğal kaynakların sürdürülebilir şekilde tüketilmesini öngörmektedir.
Bu kapsamda öne çıkan Sürdürülebilir Tüketim ve Üretim (STÜ) kavramı, sanayi başta olmak üzere tüm insani etkinliklerde verimlilik artışı ile atık azaltımının birlikte gözetilmesini öngörmektedir.

Bu çerçevede, tüketim ve üretimin salt azaltılması anlamına gelmeyen STÜ kavramı yüksek verime sahip üretim teknoloji ve yöntemlerinin kullanımıyla, aynı miktarda üretim için daha az doğal kaynak ve enerji kullanımı ve daha az atık üretimi prensibine dayanmakta ve bu niteliği ile sadece çevresel kaygılara değil, "doğal kaynakların korunması", "endüstriyel verimlilik" ve "ekonomik kalkınma" gibi pek çok farklı alana da hitap etmektedir.

Eko-inovasyon, teknolojik gelişimin ve inovasyon faaaliyetlerinin çevre yönetimi ile entegre edilerek, ürün tasarımında ve üretim süreçlerinde eko-verimliliği sağlayacak teknolojilerin geliştirilmesi, kullanılması ve içselleştirilmesini içermekte; çıktı kalitesinden ödün vermeden, minimum doğal kaynak kullanarak ve rekabetçi fiyatlarla süreçlerin yeniden yaratılması anlamına gelmektedir. Bu çerçeveye "rekabetçilik" kavramı da entegre edilerek, "kazan-kazan" yaklaşımı sağlanmaktadır.

Bu kapsamda bir bilgi notu Ek'te sunulmaktadır.

Özellikle KOBİ'ler açısından bakıldığında, tüm ülkelerin ekonomik gelişim ve büyümelerinde önemli bir fonksiyon üstlenen KOBİ'lerin potansiyellerini kısıtlayan ve özellikle ölçeklerinden gelen bazı problemleri vardır.

  • KOBİ'ler tek başlarına pazar fırsatlarını yakalayamazlar. Çünkü bu fırsatlar genellikle büyük üretim ölçekleri, sürekli tedarik ve standart gereklerinin sağlanması gibi koşullar gerektirir.
  • Ölçek ekonomisinde ekipman, sarf malzemesi, finansman, danışmanlık hizmetleri gibi gerekleri sağlamakta zorlanırlar.
  • Firmaların temel güçlerini oluşturan teknolojik inovasyon, lojistik, pazara hakimiyet, eğitim vb. konularda yetersizlikleri vardır.
  • Ölçekleri uzmanlaşmış ve verimli içsel birimler kurmalarını ve buna bağlı olarak üretim ve inovasyon yetenek ve gelişmelerini kısıtlar.
  • Özellikle gelişmekte olan ülkelerde KOBİ'ler düşük bir kar marjında ve rutin üretimlerle hayatlarını sürdürürler ve bu durum ürün ve süreçlerinde inovatif gelişme için gerekli sınırlarının dışına çıkarak pazar fırsatları yakalamalarını engeller.

Bu engelleri ve kısıtları aşabilmeleri ise dış dünyayla bölgesel, ulusal ve uluslararası olarak ilişki kurma, ilişkilerde yer alma ve bunlardan yararlanma becerilerine bağlıdır.

Böylece, kendi alanları ile ilgili bilgi zenginliğinden olabildiğince geniş yararlanmaya başlarlar ve bu amaçlı işbirliği ağlarında yer alabilirler. İçsel olduğu kadar dışsal fikir kaynaklarını da kullanarak pek çok yolu kullanarak yenilikçi fikirleri hızla pazara çıkarmaya çalışırlar.

İnovasyon artan bir şekilde açık bir süreç olma özelliği ve karakteristiği göstermektedir.

Bu süreçte şirketler, müşteriler, yatırımcılar, üniversiteler vb. pek çok kuruluş yer almakta ve bu kuruluşlar arasında karmaşık yapılarda işbirlikleri görülmektedir.
Bu işbirlikleri, bir proje özelinde Ar-Ge veya benzer özel bir işbirliği (co-operation) olabileceği gibi daha büyük ölçeklerde farklı amaçlar için oluşturulmuş ağyapı (network) ya da kümelerde (cluster) yer alma şeklinde de olabilmektedir.

Bu tür işbirliği sistemlerinin önem kazanmaya başlamasının önemli bir sonucu olarak; bu sistemleri doğal olarak içeren ya da kurulmasını kolaylaştıran bölgesel gelişme politikaları ağırlık kazanmaya başlamışdır.

Eskişehir Bölgesel İnovasyon Stratejileri ile Kapasite Oluşturma Projesi (ESİNKAP) ile de, Bölgesel İnovasyon Sistemi ile ilgili ana hatlar sunulmakta ve Eskişehir Bölgesi için teknolojik inovasyon ve çevre ağırlıklı bir bölgesel inovasyon çalışması için gerek duyulabilecek ve bölgenin ATGİ yeteneklerinin gelişimine destek olabilecek bazı faaliyetler önerilmektedir.

Küresel ekonomi ile paradoksal bir şekilde inovasyon çalışmaları bölgesel hale gelmektedir. Benzer şekilde geliştirme çalışmalarının da bölgesel kümelerde yoğunlaştığı gözlenmektedir.

Özellikle araştırma-teknoloji geliştirme ve inovasyon (ATGİ) faaliyetlerinin bölgesel sistemlerde yoğunlaşmasının başlıca nesnel gerekçeleri olarak şunlar öne çıkarılmaktadır:

  • gömülü bilgiye ulaşılma ve paylaşılmasında bölgesel işbirlikleri ve faaliyetler önem taşımaktadır,
  • sanayi-üniversite ve kamu kurumları arasında bilgi temelli ağyapılar bölgesel ölçekte daha kolay sağlanabilmektedir,
  • teknoloji üretici ve kullanıcıları arasındaki etkileşim bölgesel düzeyde daha etkin olmaktadır,
  • bilgi çeşitliliği ve kritik büyüklüğe ulaşma konusunda bölgesel düzey daha ölçülebilir ve verimli bir ölçek olmaktadır.

Özellikle inovasyon faaliyetleri için kritik bir öneme sahip olan yüksek eğitimli insan kaynakları arasındaki ağyapı ilişkileri, inovasyon ve bilgi üretim odak noktalarından olan üniversite ve araştırma kuruluşlarının bölgesel ilişkilerdeki daha fonksiyonel etkileri gibi nedenlerle de bölgesel inovasyon sistemleri özellikle 1990'lardan sonra çok öne çıkmıştır.

İnovasyon sistemini; özetle bir grup organizasyon ya da kurum arasında inovasyon oluşturma, yayma ve kullanma amaçlı işbirliği ya da etkileşim olarak tanımlayabiliriz. (Munoz,2004). Buradaki organizasyon ya da kurumlar, kamu ve özel şirketler, danışmanlık firmaları, Ar-Ge kurumları, strateji grupları, kamu kurumları vb. olabilir.

Bilindiği gibi, inovasyon sistemleri ile ilgili en yaygın uygulamalar ulusal inovasyon sistemi (ULİS) ve bölgesel inovasyon sistemidir (BİS).

BİS; yeni bilgilerin ticarileşmesi için, ulusal, küresel ve diğer bölgesel sistemlerle bir alt sistem olarak ilişkili olan ve bilgi üretimi ve yayınımı amaçlı etkileşimi sağlayan bir sistem olarak tanımlanmaktadır (Cooke ve arkadaşları 2000).

Daha da geniş bir tanımda BİS; sosyal ve sınırsal özellikleri nedeniyle ortaya çıkan firmalararası iletişim, sosyo-kültürel yapı ve kurumsal çevrenin, gömülü ortak öğrenme ve sürekli inovasyon faaliyetlerinin gelişimini biçimlendirdiği bölgeler olarak tanımlanmaktadır. Böylece, bölgesel düzlemin sosyal ve kültürel önem ve etkisi de vurgulanmaktadır.

Özellikle 1990'dan sonra, bölgelerin sürdürülebilir gelişmeleri için küme oluşumu ve inovasyon faaliyetlerinin yararları anlaşılmaya başlanmıştır. Bölge içinde tüm taraflararasında ve bölgenin dış dünya ile yakın ilişki ve işbirliği kurma becerilerinin zaman içinde ortak öğrenme ve bölgesel bir kültüre dönüşmeye başladığı gözlenmiştir.

Bir ya da az sayıda firma tarafından gerçekleşmesi mümkün olmayacak stratejik bilgi paylaşımı, endüstriyel lobi faaliyetleri, bir grup için özel eğitim programları, pazarlama faaliyetleri ya da ortak yarar Ar-Ge projeleri vb. amaçlar için kümelenme davranışlarının Silikon Vadisi, Kuzey İtalya, Singapur vb. bölgelerde çok başarılı sonuçlar vermesi bölgesel inovasyon sistem çalışmalarına özel bir önem verilmesine neden olmuştur.

Önemli bazı parametrelerle ilgili dünyadaki genel yaklaşımlara bakıldığında, özellikle 1990'lardan sonra şu değişiklikler görülmektedir;

Bölge: 1950-80 arası ağırlıkla endüstri siteleri ve büyük üretim ölçekleri görülürken, 1990 sonrası bölgesel inovasyon sistemi yaklaşımı ile politika ve stratejilerin belirlenmesi ve uygulanması yaklaşımı ağırlık kazanmıştır.

KOBİ'ler: Önceleri tedarik zincirleri içinde üretim faaliyetlerini sürdürmeye çalışan KOBİ'lerin artık inovasyon lideri olmak gibi vizyonları olduğu gözlenmektedir.

Politikalar: Üstten alta doğru merkezi yönlendirmeler ile sanayi politikaları şeklindeki yaklaşım, yerini bölgesel liderlik hedefli inovasyon politikalarına bırakmıştır.

Teknoloji: Kalite, hassas üretim, teknik eğitim ağırlıklı ve süreç inovasyonunun öne çıktığı teknolojik eğilimler, yerini Ar-Ge odaklı, bilim-teknoloji eğitimine önem veren ürün geliştirme ağırlıklı teknoloji öncüleri ve teknolojilerin farklı alanlarda kullanımını da dikkate alan inovasyon ağırlıklı bir yapıya bırakmıştır.

İş Destekleri: Önceleri iş sigortası, fon destekleri, dikey tedarik ilişkilerini özendiren destekler artık, risk sermayesi, ağyapı ve kümeler ile uluslararasılaşma çabalarını destekler hale gelmiştir.

Kamunun Rolü: Standartları sağlama ve uyum, bilginin yayınımı ve iyi örnekleri tanıtma şeklinde özetlenebilecek kamu, giderek artan şekilde bilginin geliştirilmesi, farklılaşma, bölgesel inovasyon sistemlerinin oluşumunda katalizör rolü oynamaya başlamıştır.

Tüm bu açıklamalardan görüleceği gibi, artan şekilde bölgesel inovasyon sistemlerinin kurulması ve bölgesel ölçekte inovasyon faaliyetleri ağırlık kazanmaya başlamıştır.
BİS ile ilgili pek çok klasifikasyon mevcuttur. AB ve ABD tercihlerine bakıldığında, BİS'i kurumsal güdülü (institutional) ve girişimci güdülü (entrepreneurial) olarak sınıflandırmak mümkündür (Cooke,2004).

AB tarafından tercih edilen modelde BİS, ağırlıkla kamu kurumları ya da bölge kurumları tarafından yönlendirilmektedir. ABD'de ise genellikle girişimcilerin kendileri ya da risk sermaye kuruluşları gibi aktörler, BİS şekillenmesinde etkili olmaktdır.

AB sisteminin uzun dönemli ve kararlı bir özellik gösterdiği belirtilmektedir. Dış destekler olmadan BİS tasarımı ve uygulanmasının güç olduğu, uygulamalarda gözlenen bazı başarısızlıklarda da desteklerin daha onarıcı etkileri bulunduğu söylenmektedir.

Metodolojiye geçmeden önce, özellikle 1990'lardan sonra büyük bir ivme kazanan BİS ile ilgili bugüne kadar yaşanan tecrübelerde vurgulanan bazı önemli hususlar aşağıda özetlenmektedir;

  • BİS kavramsal olarak hala tam anlamıyla anlaşılamamıştır.
  • Başarılı ve verimli politika ve uygulama pratikleri ile ilgili arayışlar hala sürmektedir.
  • Farklılık ve bölgeye ve bölge paydaşlarına odaklılık BİS için de çok önemlidir.
  • Katılımcılık, niyet ve öğrenme isteği başarı için anahtar konumdadır.
  • Merkez ve bölgesel dengesini anlamak kolay olmamaktadır.
  • BİS performansını artırmak için sorun ve problemlerin tanımı iyi yapılmalı, politika ve strateji seviyeleri yeterli düzlemde (sayıda) oluşturulmalıdır.

BİS için Temel Bileşenler

AB kapsamında yapılan BİS çalışmalarında aktif görev alan kişiler arasında yapılan bir atelye çalışmasında, bir BİS uygulamasında önem sırasına göre temel unsurlar şöyle belirtilmektedir;

  1. 1. BİS organizasyonu ve yönetimi ve bu kapsamda yönlendirme kurulu yapısı
  2. İyi iletişim
  3. Projelerin planlanması ve yararlı proje sonuçları
  4. Güçlü yönler ve önceliklerin belirlenmesi
  5. Diğer programlarla bağlar
  6. Değerlendirme ve geri besleme sistemleri
  7. Ortak görüşlerde buluşma
  8. En iyi örnekler yaratma ve kullanma
  9. Hedef grupların belirlenmesi
  10. Projelerin KOBİ'lerle ilgisi
  11. Değişik seviyelerde ağyapıların oluşumu
  12. Sürdürülebilirliğin sağlanması
  13. Pilot projeler için fon kaynağı
  14. Üçlü sarmal için kafa yapısı değişimi

Benzer bir çalışmada, katılımcılar Bölgesel inovasyon sistemi için strateji uygulamalarında öncelikleri önem sırasına göre şöyle sıralamaktadır:

  1. Diğer bölgesel programlar ile bağlar
  2. Yapısal fonlarla ilişkiler
  3. Pilot uygulamaların sunulması
  4. Ulusal programlarla entegrasyon
  5. Finansman sağlanması
  6. Bölgesel işbirliği
  7. Bölge otoritelerinin sahiplenmesi
  8. İzleme ve değerlendirme sistemleri
  9. Uluslararası işbirliği
  10. Gerekli revizyonların yapılabilirliği

Yukarıda belirtilen unsurlardan "ortak görüşlerde buluşma", "proje planlaması (hedefe doğru planlama yaklaşımı)", "KOBİ'lerin önemi" ve "organizasyon yapısı" ile ilgili daha detaylı açıklamalar yararlı görülmektedir.

Ortak Görüşlerde ve Yapılarda Buluşma

Bölgesel inovasyon sistemi, en kısa şekilde bölgede inovasyon ile ilgili ortak bir vizyon oluşturulması, öncelikler konusunda mutabakat sağlanması ve yapılacak faaliyetlerle ilgili katılım taahhüdünde bulunulması olarak özetlenebilir.

Bu nedenle, bölgenin ekonomik gelişimi için etkileşimli bir uygulama süreci çevresinde bölgedeki tüm aktör ve grupların ortak görüş ve yapılarda buluşması büyük önem taşımaktadır.
Önemli diğer bir nokta, koyulan hedeflerin tanımlı, başarılabilir ve sonuçların ölçülebilir olmasıdır (örneğin, firmalar için yeni inovasyon yönetim teknikleri, sektörel ağyapılar oluşturulması, teknoloji merkezleri ya da Üniversite-Sanayi İşbirliği Merkezleri kurulması, bölgeye fon akışının çoğalması vb.).

BİS çalışmalarında gözlenen önemli problemlerden biri; bir çok firma için BİS kapsamında yapılacak projelerle sağlanan "destek programları veya proje ormanı" yapılarını, kurallarını vb. anlama ve uygulamanın zor olması ve bu nedenle firmaların bu kaynaklardan yararlanma ve yer almak konusunda çekingen davranmalarıdır. Bu nedenle BİS sürecinin her aşamasında katılımcı, şeffaf ve açık yöntemler uygulanmalı, kararlar olabildiğince geniş bir kesimce alınmalıdır.

Birçok bölgesel inovasyon çalışmasında başarının, yönlendirme kurulu ve çalışma gruplarında çok sayıda katılımcının dahil olduğu konsensus amaçlı konferans, atelye çalışmaları vb. aktivitenin ardından geldiği belirtilmektedir.

Bazı çalışmalarda anahtar kurum ve örgütlerin ortak bir metin olarak "Bölgesel İnovasyon Mutabakatı" oluşturup imzaladıkları görülmektedir.

Hedefe Doğru Proje Planlama Yaklaşımı (GOPP Aproach)

Almanya tarafından geliştirilen ve uzunca bir süredir kullanılan bu yöntem, AB'nin BİS kapsamındaki projelerinin planlanması ve yönetilmesi için kullanılan önemli bir araç durumundadır.
Bu yöntem, pek çok tarafın kendi program ve beklentileri ile birlikte biraraya gelerek üzerinde uzlaşılan projelerin hayata geçirilmesi için uygun bir yöntem olması yanında, ölçümü zor (intangible) bölgesel kazanımları da dikkate almış olması nedeniyle tercih edilmektedir.

Kısaca, katılımlı tekniklerle ve ortak görüş ve onaylarla aşağıdaki kapsamlara yanıt olacak sonuçlara ulaşılmaya çalışılmaktadır:

  • Projeye hangi durumdan başlanmaktadır? (Başlangıç Hali)
  • Projede yapılması planlananlar nedir? (Hedefler)
  • Bu değişiklikleri nasıl yapabiliriz? (Proje kapsamı)
  • Yapılacaklarla ilgili kim nelerden sorumludur? (Roller ve sorumluluklar)
  • Kim hangi kaynakları sağlayacak? (Kaynak planlama)

Bu yaklaşımda belirli kalite kriterleri de sağlanmalıdır:

  • Planlamalar katılımcı bir anlayışla yapılmalı ve tüm önemli aktörlerin yer alması sağlanmalıdır.
  • Proje çalışmaları ilerledikçe, kazanılan deneyim ve gelişmelere göre proje planı revize edilmelidir.
  • Bu yaklaşım belli bir proje metodolojisi önermez. Tarafların uygun bulduğu ve sosyal ve kültürel içerikleri öne çıkan birçok yöntem ve teknik farklı çalışmalar için kullanılabilir.
  • Tüm uygulama ve karar süreçleri şeffaf ve tüm tarafların anlayabileceği açıklamaları içermelidir.

İletişim ve koordinasyon faaliyetleri için, atelye çalışmaları ve moderasyon uygulamaları sıkça kullanılan yöntemlerdir. Bu tür faaliyetlerde tarafsız uzman yapılardan yararlanmalıdır.

KOBİ'lerin Katılımı

Sürekli vurgulandığı gibi, BİS çalışmalarında ilgili taraflar arasında bir ağyapı kurmak gereklidir. Önemli aktörlerden biri de KOBİ'lerdir. Ancak, bu çalışmalarda KOBİ'lerin aktif yer alması çok zordur ama katılımlarının sağlanması çok önemlidir. Bu nedenle KOBİ'leri çalışmalara katacak mekanizmaların yaratılması gereklidir.

BİS için Organizasyon Gereksinimi

BİS için her yapı kendisine en uygun organizasyon sistemini kurmalıdır. Bu tür çalışmalarda genellikle genel sahiplenme, politikaların belirlenmesi, gelişmelerin izlenmesi vb. stratejik kararlar için önemli taraflardan katılımcılarla en üstte bir "Yönlendirme Kurulu (Steering Committee)" oluşturulur.

Ona bağlı ve daha aktif ve düzenli toplanan bir Yönetim Birimi ve bu birim tarafından izlenen ve planlanan projelerin gerçekleşmesi için gerekli düzenlemeleri yapmak ve günlük çalışmaları kurgulamak için profesyonel bir "yürütme" yapısı kurulması gereklidir.

Yürütülen farklı projeler için, danışmanlar ve proje grupları, bölge için önemli konularda çalışma grupları vb. gerekli görülen yapılanmalar da kurulur ve bu yapılanmalar "yürütme"nin kolaylaştırıcılığı ve destekleriyle çalışmalarını yürütürler.

Seviye A: Bölgenin önceden bir inovasyon stratejisi yoktur. Politik olarak bu amaçlı bir girişimi bulunmamaktadır ve inovasyona yönelik faaliyetler için ayrılan kaynaklara erişilememektedir.

Seviye B: Bölgenin inovasyon faaliyetleri için bir altyapısı bulunmamaktadır. Politik seviyede inovasyon yetkinliği için istek vardır ve bu kapsamda bölgenin güçlü ve zayıf yönleri belirlenmiştir.

Seviye C: Bölge İnovasyon Sistemi için önceliklerini ya da yoğunlaşacağı faaliyetleri ve bunlar için kaynaklarını tanımlamıştır. Önemli bölge aktörleri belirlenmiş ve harekete geçirilmiştir.

Seviye D: Bölge İnovasyon Sistemi için faaliyet planları doğrultusunda, tariflenmiş sonuçları sağlamak için kaynakları seferber etmiştir. İşbirliği yapan bölge aktörleri şeffaf ve katılımcı şekilde yapılan faaliyetleri izlemekte ve iyileştirmektedir. Tüm aktörler rol ve sorumluluklarının farkındadırlar.

Seviye E: İnovasyon kültürü bölgede nüfuz etmiştir ve faaliyetlerin önemli bir parçası olarak ele alınmaktadır. Bazı gerekli inovasyon birimleri oluşturulmuş ve bunların da katılımı ve katkısı ile 'lider'lik anlayışından 'koordinasyon' anlayışına, 'proje' yaklaşımından 'sistem' yaklaşımına evrilme tamamlanmıştır.

ESİNKAP için pilot çalışmalar belirlenirken, Eskişehir için yapılmış olan;

  • Eskişehir Sanayi Odası (ESO) tarafından organize edilen ve katılımcı tekniklerle gerçekleştirilmiş olan Stratejik Gelecek Tasarımı Raporu (Temmuz 2005),
  • KOSGEB Eskişehir Saha Araştırma Raporu (Eylül 2005)
  • TEB KOBİ Akademi İller İçin Gelecek Stratejileri, Eskişehir Sonuç Raporu (Nisan 2007)

İncelenmiştir.

ESO Raporunda ATGİ İle İlgili Değerlendirmeler

Bu kapsamda özetle, ESO raporunda şu hususlar öne çıkarılmıştır:

Stratejik Niyetler;

  • Seramik, Havacılık ve Metal Eşya sektöründe eğitilmiş işgücü ile yazılım destekli, bilgi yoğun ve katma değeri yüksek ürünler üretilmesini sağlamak
  • Eskişehir'in öncü sektörlerinin ihtiyacı olan eğitilmiş işgücünün innovativ kabiliyetlerinin geliştirilmesi yönünde çalışmalar yapmak
  • Uluslararası rekabeti sağlayabilecek teknoloji yaratmada nitelikli insan gücü ihtiyacı için üniversite-sanayi arasında bir arakesit oluşturmak
  • Dış kaynak çekebilmek için insan ve yük taşımacılığında hız, güven ve konforu sağlayan bir altyapı için kent imkanlarına odaklanmak
  • Tanıtım ve pazarlama eksikliğinin farkedilmesi, kadrolaşmanın buna uygun olarak gerçekleştirilmesi için Sanayi Odası'nın bu konuda üyelerini uyarmasını ve uyandırmasını sağlayacak çözümler bulması

Çalışmanın ikinci aşamasında, performans güçleri analizi sonucunda ana stratejiler, rekabet analizleri sonucunda da rekabet stratejileri belirlenerek, Eskişehir Sanayii'nin Master Stratejisi oluşturulmuştur.

Ana Stratejiler;

  • devletin ileri teknoloji kullanan, AR-GE yapan yatırımlara teşvik vermesini sağlamak,
  • ETGB'ni büyütmek ve dışa açılmasını sağlamak,
  • küçük ölçekli firmaları AR-GE üretim pazarlama platformunda birleştirecek mekanizmalar kurmak,
  • üniversite-sanayi işbirliğinde sürdürülebilir, kurumsal ve proje bazlı ilişkilerin kurulmasını sağlamak,
  • orta öğrenim düzeyinden başlayarak innovativ düşünceyi geliştirici ve teşvik edici eğitim ortamları yaratmak,
  • Seramik Araştırma Merkezi örneğini geliştirmek ve sektörel bazda çeşitlendirmek,
  • sanayinin ihtiyacını karşılayacak innovativ düşünceye sahip eleman yetiştirilmesi konusunda çalışmalar yapmak,
  • ulaşım projelerinin yapımının hızlandırılması için baskı grubu oluşturmak,
  • Eskişehir'in, ürünleri ve firmaları ile birlikte tanıtılmasını ve pazarlanmasını sağlamak,
  • sanayicilerin birbirlerini, ürünlerini ve imkanlarını tanımalarını ve işbirliği yapabilmelerini sağlayacak ortamlar yaratmak,
  • pazarlama konusunda bilinç ve yeteneği artırmak

olarak belirlenmiştir.

Rekabet Stratejileri;

  • yeni ürün ve yeni teknoloji (ileri seramik, havacılık sanayi, vb) geliştirilmesi konusuna ağırlık vermek,
  • finansal kaynak yaratma ve kullanma becerisini artırmak,
  • Eskişehir Sanayii'nin, ürünlerinin ve imkanlarının etkin pazarlanmasını ve tanıtımını sağlamak

olarak belirlenmiştir.

Master Strateji ise;

  • sürdürülebilir rekabet üstünlüğü açısından teknolojik ürünler ve teknoloji geliştirmeye odaklanma,
  • orta öğrenimden üniversite öğrenimine kadar teknoloji geliştirebilen, yaratıcı ve yenilikçi insan kaynağının ve kapasitesinin yaratılması,
  • sonuç odaklı, etkin ve faydaya dönüşebilecek işbirlikleri oluşturulması,
  • tüm faaliyetlerin sanayinin içinde başlayarak ulusal uluslararası alanda tanıtılması ve örnek olunması

olarak ortaya konmuştur.

KOSGEB Raporunda ATGİ İle İlgili Temel Bulgular

KOSGEB Saha Araştırma Raporu'nda anket yapılan 633 işletmenin "Geleceğe Dönük İhtiyaçları" kapsamında ilk iki sıradaki talebi şunlardır:

  • Yatırım İçin Ek Finansman - %58
  • Teknoloji İyileştirme - %57

Bu çalışmada, yeni ürün geliştirme ihtiyacı olan işletmelern oranı %19 olarak belirlenmiştir. Firmaların %60'ı yeni ürün geliştirme çalışmaları yaptıklarını belirtmiş ancak, yeni yatırım düşünen firma oranı %73 iken, bunların %80'den fazlasının üretim yatırımı planlamakta olduğu, sadece %10'luk bir kesimin Ar-Ge ve tasarım amaçlı yatırım planladıkları anlaşılmaktadır.
Çalışan sayılarına bakıldığında işletmelerin %54'ü 9 çalışandan az, %26'sı da 10-24 arası çalışana sahip olarak görülmektedir. İşletme yöneticilerinin %60'ının üniversite mezunu oldukları belirtilmektedir.

TEB Raporunda Öne Çıkan Hususlar

TEB raporunda da, teknoloji geliştirme, Ar-Ge ve katma değerli ürünler üretmek gereksinimine ağırlıkla vurgular yapılmıştır.

Çevre Konusuna Bakış

Türkiye'deki sanayici açısından çevre konusunun halen "mevzuat baskısı" ve "arıtma maliyeti" gibi kavramlar çerçevesinde ve üretime engel olarak algılandığı görülmektedir. ESO

Raporu'nda da bölge sanayicisinde;
- gelecekte "çevre"nin ön plana çıkacağı,
- çevre koruma bilincinin artacağı,
- çevre mevzuatının yatırımları azaltacağı,

beklentilerinin olduğu görülmektedir.

Diğer taraftan, yenilikçiliğe ve yeni teknolojilere açık olduğu görülen Eskişehir sanayicisinde, sürdürülebilir kalkınma, eko-verimlilik ve eko-inovasyon kavramları çerçevesinde "çevre" konusuna yaklaşımın değişebileceği düşünülmektedir.

Böylece dünyadaki eğilim yakalanarak, kirliliğin kaynağında azaltılmasına paralel olarak hammadde ve enerji tüketimlerinin azaltılabileceği, maliyetlerin düşeceği ve rekabet gücünün artabileceği öngörülmektedir.

Genel Değerlendirme

Eskişehir'de seramik, metal şekillendirme gibi bazı sektörler ağırlıklı olmakla birlikte farklı sektör ve teknolojilerden pek çok firma faaliyetlerini sürdürmektedir.
Bölgede yer alan Anadolu ve Osmangazi üniversiteleri önemli bir avantajdır. Bölgesel inovasyon sistemlerinde öne çıkan girişimci ve araştırmacı üniversite yapıları için uygun stratejiler geliştirebilecek potansiyelleri vardır.

Ülke için önemli bir üniversite-sanayi işbirliği modeli olan Seramik Araştırma Merkezi (SAM) seramik sektörü için başta know-how transferi olmak üzere önemli pek çok hizmeti sağlamaktadır. Aynı zamanda, bölgede yapılacak ATGİ odaklı çalışmalara da destek sağlayabilecektir.

ESO, bölgenin teknoloji yeteneklerini ve yapılması gerekenleri bilen ve destekleyici bir ortam yaratılmasında, bir çok faaliyetin organizasyonu ve koordinasyonunda etkili bir şemsiye kuruluştur.

Bölge teknoparkı da teknoloji destek hizmetleri ve farkındalık yaratılması bakımından önemli işlevleri olan bir yapılanmadır.

KOSGEB, firma gelişimleri için önemli diğer bir destek sağlayıcısı olarak görülmektedir.

Coğrafi konumu, ulaşım, şehirleşme vb. unsurlar da bölge için avantajlar sağlamaktadır.

Yenilikçiliğe ve yeni teknolojilere açık olduğu görülen Eskişehir sanayicisinde, sürdürülebilir kalkınma, eko-verimlilik ve eko-inovasyon kavramları çerçevesinde "çevre" konusunayaklaşımın değişebileceği ve rekabetçiliğin olumlu yönde etkileneceği düşünülmektedir.

Özetle, Eskişehir'de kapsamlı ve AB'deki uygulamaların benzeri bir "Bölgesel İnovasyon Sistemi" çalışmasının, bölge aktörlerinin girişimi, yönlendirmesi ve katılımlarıyla yapılması için uygun bir altyapı ve potansiyel olduğu görülmektedir.

"Bugünkü nesillerin ihtiyaçlarını, gelecek nesillerin kendi ihtiyaçlarını karşılayabilmelerini tehlikeye sokmaksızın karşılayabilen kalkınma" olarak tanımlanan Sürdürülebilir Kalkınma, hızla gelişen bilim, teknoloji ve sanayi ile ekonomik açıdan yaşam kalitesini yükseltirken, çevrenin kirletilmemesini ve doğal kaynakların sürdürülebilir şekilde tüketilmesini öngörmektedir.

Bu kapsamda öne çıkan Sürdürülebilir Tüketim ve Üretim (STÜ) kavramı, sanayi başta olmak üzere tüm insani etkinliklerde verimlilik artışı ile atık azaltımının birlikte gözetilmesini öngörmektedir. Sanayi özelinde bakıldığında bu kavram, üretim sürecinde "doğal kaynak ve enerji tüketimi", "toksik ve tehlikeli kimyasal kullanımı" ve "atık, atıksu ve emisyon oluşumunun" bütüncül bir anlayışla kontrol edilerek minimize edilmesi anlamına gelmektedir.

Bu çerçevede, tüketim ve üretimin salt azaltılması anlamına gelmeyen STÜ kavramı yüksek verime sahip üretim teknoloji ve yöntemlerinin kullanımıyla, aynı miktarda üretim için daha az doğal kaynak ve enerji kullanımı ve daha az atık üretimi prensibine dayanmaktadır; ve bu niteliği ile sadece çevresel kaygılara değil, "doğal kaynakların korunması", "endüstriyel verimlilik", ve "ekonomik kalkınma" gibi pek çok farklı alana da hitap etmektedir.

Bu tür yaklaşımlar özellikle son yıllarda dünya genelinde yükselmiş ve "Temiz Üretim", "Kirlilik Önleme" ve "Eko-verimlilik" gibi kavramların yerleşmesini sağlamıştır. Ekonomi ve çevre arasındaki dengeye işaret eden eko-verimlilik kavramının kapsamı aşağıdaki şekilde özetlenmektedir.

Bu çerçevede, atıkların oluştuktan sonra bertarafını ve arıtılmasını ifade eden "boru sonu teknikleri" yerini, çevresel etkilerin ürün tasarımı, satın alma tercihleri ve üretim süreçlerini kapsayan geniş bir çerçevede yönetilmesini öngören daha bütünleyici ve proaktif bir yaklaşıma bırakmaktadır.

Artık sanayici için çevre konusu, sadece "çevre mevzuatı baskıları" ve "çevre korumaya yönelik ek maliyetler" olmaktan çıkmakta, "hammadde ve enerji tüketiminin azaltılması", "atık miktarının düşmesi", "üretim ve atık bertaraf maliyetlerinin minimize edilmesi" gibi fırsatları içeren bir kavram olmaya doğru yönelmektedir.

Burada, çevre yönetimi ile teknolojik gelişimin ve inovasyon faaaliyetlerinin entegre edilerek, ürün tasarımında ve üretim süreçlerinde eko-verimliliği sağlayacak teknolojilerin geliştirilmesi,kullanılması ve içselleştirilmesi önemli hale gelmektedir. Bu yaklaşım, ürün, süreç, sistem ve hizmetlerin

  • Çıktı kalitesinden ödün vermeden
  • Minimum doğal kaynak kullanarak
  • Rekabetçi fiyatlarla

çevreye olumsuz etkisinin azaltılarak/giderilerek yeniden yaratılması anlamına gelen "eko-inovasyon" kavramını gündeme getirmiştir. Bu çerçevede "rekabetçilik" kavramı da entegre edilerek, "kazan-kazan" yaklaşımı sağlanmaktadır.

Çevre mevzuatına uyumun ancak ek yatırımlarla ve işletme maliyeti artışlarıyla sağlanabileceği endişesi, eko-verimlilik ve eko-inovasyon alternatifi ile çürümeye yüz tutmaktadır. Bu anlayışın, "gelişmekte olan" ülkelerde de "sürdürülebilir ekonomik büyüme"yi sağlayarak, yoksulluk ve işsizlik gibi sosyal sorunların çözümünde de etkili olduğunu gösteren örnekler görülmektedir.

Türkiye'deki Mevcut Durum ve Bakış Açısı

Sanayi ve Ticaret Bakanlığı tarafından yayınlanan Bölgesel Rekabet Edebilirlik Operasyonel Programı'nda (2007) da ifade edildiği üzere, çevrenin korunması sürdürülebilir kalkınma için temel koşulu oluşturmakta, bu kapsamda artan büyüme oranları, göreceli olarak eski teknolojilerin kullanımı ve tekstil, deri ve kimya sektörleri gibi emek yoğun kirletici sektörlerin üretimdeki ağırlığı

Türkiye'nin temel problemlerini oluşturmaktadır.

Üretim sektöründe faaliyet gösteren işletmelerin %99,5'ini oluşturan KOBİ'lere bakıldığında, teknoloji düzeyinin genellikle düşük olduğu, finansman araçlarından yeterince yararlanamama, kredi ve kalifiye eleman temini gibi konularda güçlük çekme, teknik gelişmeleri yakından izleyememe/ uygulayamama gibi sorunlarla da karşı karşıya oldukları görülmektedir. Bu durum, üretim kalitesi ve miktarını doğrudan etkilediginden KOBİ'lerin iç ve dıs pazarlardaki rekabet güçlerini düşürdügü gibi, sürdürülebilirlik açısından da kritik bir noktada durmalarına neden olmaktadır.

Üretim sürecinin planlanması, hammadde ve doğal kaynak kullanımının optimizasyonu, atık yönetimi ve kirlilik kontrolü gibi konular, KOBI'lerin yapısal özellikleri nedeniyle genellikle sorun olarak gündeme gelmektedir. KOBİ'lerin çevserel etkilerini kontrol altına alarak üretim yapmasının önünde duran engeller,

  • Çevre mevzuatı, problem ve riskleri hakkında bilgi sahibi olunmaması
  • Çevre yönetiminin faydalarının farkında olunmaması
  • Bilgi, araç ve eğitime yeterince ulaşılamaması
  • Finans ve insan kaynağı eksikliği
  • Çevre konularının "ana konu" dışında görülmesi
  • Çevre anlayışının üretim süreçlerine entegre edilmemesi

olarak özetlenebilmektedir.

Diğer taraftan, sanayiciye yönelik çevre mevzuatı, AB uyum sürecinin de etkisiyle sürekli olarak gelişmekte, daha kısıtlayıcı olmakta ve sanayici üzerindeki baskısını artırmaktadır. Çevre ve Orman Bakanlığı'nın halen uyumlaştırma faaliyetlerini yoğun olarak sürdürmekte olduğu AB IPPC (Entegre Kirlilik Önleme ve Kontrol) Yönergesi özellikle sanayici açısından büyük önem taşımaktadır. Söz konusu Yönerge, çevre korumanın tüm alanlarda bütüncül bir yaklaşımla ele alınmasını ve sektörel bazda belirlenen "mevcut en iyi teknikler"in kullanımını öngörmektedir. Söz konusu mevcut en iyi teknikler "kirliliğin kaynağında önlenmesi"ne, diğer bir ifadeyle "temiz üretim"e ve "eko-verimlilik" anlayışına öncelik veren teknikler olmaktadır.

Diğer taraftan, İklim Değişikliği çerçevesinde Türkiye'nin uluslararası düzeyde atacağı adımlara ve izleyeceği politikalara da bağlı olarak sanayiciye özellikle enerji tüketimine yönelik kısıtlamaların getirebileceği öngörülmektedir.

Ulusal Çevre Stratejisi'nde (2006) de, sanayi tesislerinden kaynaklanan kirliliğin tüm alıcı ortamları dikkate alarak önlenmesi ve azaltılması açısından özel sektöre büyük görev düştüğü; bu amaca ulaşmak için mevcut en iyi teknolojileri de içeren tekniklerin üretim süreçlerinde uygulanabilmesi için yatırım yapılması gerektiği ifade edilmektedir. Bu husus sanayi tesislerinin pazardaki rekabeti açısından da önem arzetmektedir.

Yine Ulusal Çevre Stratejisi'nde, sanayi tesislerimizin önemli bir bölümünde çevre mevzuatına uygun olarak faaliyet gösterilmediği ifade edilmektedir. Buna göre; deşarj edilen atıksu toplamının yüzde 1'den azını oluşturan sınai atıksular civa, kurşun, krom ve çinko gibi çok zehirli maddeler içermektedir. 2004 yılında yapılan imalat Sanayi Atık Envanteri Anketi kapsamındaki 4030 işyeri toplam 1,145 milyar m3 atıksu deşarj ederken, bunlardan 2112'si yılda 760 milyon m3 sanayi atıksuyunu arıtmadan alıcı ortamlara deşarj etmektedir. Sanayi tesislerinden 1918'i ise 385 milyon m3 atıksuyu arıtarak alıcı ortamlara deşarj etmektedir. Bu sonuçlardan imalat sanayi kaynaklı atıksuyun yaklaşık yüzde 66'sının hiç arıtılmadan alıcı ortama verildiği gözlenmektedir.

Enerji, gerek sanayide gerekse evlerde verimsiz biçimde kullanılmaktadır. Araştırmalar, sanayi kesiminin yılda en az 2,7 ila 4,8 milyon ton eşdeğer petrol (TEP) enerji tasarrufu yapabileceğini, bu ise hava kirliliğinin azaltılabileceğini göstermektedir. Endüstriyel kaynaklı hava kirliliği, sanayi tesislerinde kullanılan düşük nitelikli yakıtlar ve yetersiz üretim yönetiminden dolayı ortaya çıkmaktadır.

TÜİK'in 2004 yılında gerçekleştirdiği son İmalat Sanayi Anketi'ne göre, 17,5 milyon ton endüstriyel katı atık üretilmiştir. Üretilen endüstriyel katı atığın yüzde 8'i geri kazanılmış, yüzde 45'i satılmış ya da hibe edilmiş, yüzde 47'si bertaraf edilmiştir. Bu çerçevede, endüstriyel atık bertarafının özellikle son yıllarda su yüzüne çıkan önemli bir sorun olduğunu dikkate almakta yarar vardır. Halen mevcut atık bertaraf tesislerinin kapasitesi yetersiz kalmakta, pek çok sanayici istediği zaman istediği kadar atığı bertaraf tesislerine gönderememektedir.

Türkiye'deki sanayici açısından çevre konusunun halen "mevzuat baskısı" ve "arıtma maliyeti" gibi kavramlar çerçevesinde ve üretime engel olarak algılandığı görülmektedir. ESO tarafından yayınlanan Eskişehir Sanayi Stratejik Gelecek Tasarımı Çalışması Strateji Toplantısı Raporu'nda da (Temmuz 2005) bölge sanayicisinde;

  • Gelecekte "çevre"nin ön plana çıkacağı
  • Çevre koruma bilincinin artacağı
  • Çevre mevzuatının yatırımları azaltacağı

beklentilerinin olduğu görülmektedir.

Diğer taraftan, yenilikçiliğe ve yeni teknolojilere açık olduğu görülen Eskişehir sanayicisinde, sürdürülebilir kalkınma, eko-verimlilik ve eko-inovasyon kavramları çerçevesinde "çevre" konusuna yaklaşımın değişebileceği sonucuna varılabilmektedir. Böylece dünyadaki eğilim yakalanarak, kirliliğin kaynağında azaltılmasına paralel olarak hammadde ve enerji tüketimlerinin azaltılabileceği, maliyetlerin düşeceği ve rekabet gücünün artabileceği öngörülmektedir.

Özellikle KOBİ'ler açısından bakıldığında ve geleneksel kirlilik kontrol yöntemleri için gerekli yatırımların yüksek maliyetli olup, bakım ve isletme zorluğu içerdiği de dikkate alındığında, temiz üretim ve eko-verimlilik prensiplerinin KOBI'lerde uygulanmasının, sürdürülebilirlik çerçevesinde, ülke ekonomisi ve çevresel degerler açısından büyük önem taşıdığı öngörülmektedir.

Bu öngörüleri destekleyen ulusal yaklaşımlara bakıldığında;

Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu'nun (BTYK) belirlediği öncelikli alanlar arasında

  1. Temiz Üretim Yapabilme Yeteneği Kazanma
  2. Enerji Teknolojilerinde Yetkinlik Kazanma
  3. Doğal KaynaklarımızıDeğerlendirebilecek Yetkinliğe Erişme
  4. Çevre Teknolojilerinde Yetkinlik Kazanma

gibi alanların da yer aldığı;

TÜBİTAK Yetenek (insan gücü ve altyapı) Geliştirmedeki öncelikli teknolojik alanlar arasında

  1. Üretim Süreç ve Teknolojileri
  2. Enerji ve Çevre Teknolojileri.
  3. Biyoteknoloji ve Gen Teknolojileri

olduğu,

Vizyon 2023 - Çevre ve Sürdürülebilir Kalkınma Paneli, Enerji ve Doğal Kaynaklar Paneli, Enerji ve Çevre Teknolojileri Stratejisi raporundaki teknolojik faaliyet konularının da

  1. Temiz Üretim Teknolojileri
  2. Enerji Verimli Teknolojiler
  3. Yenilenebilir Enerji Teknolojileri
  4. Atık miktarının azaltılması ve geri kazanımı
  5. Atıkların en uygun ve ekonomik yollarla çevreye zarar vermeyecek şekilde bertaraf edilmesini

kapsadığı görülmektedir.